<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-8117976658779207609</id><updated>2012-02-24T05:28:36.751-08:00</updated><title type='text'>.</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://mctiryaki.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8117976658779207609/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mctiryaki.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Tiryaki</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12531967580147654279</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>6</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8117976658779207609.post-2313066242925370548</id><published>2012-02-23T03:12:00.003-08:00</published><updated>2012-02-23T03:31:12.054-08:00</updated><title type='text'>kafana göre takıl, sürümden kazan (bu bir sprite reklamı değildir!)</title><content type='html'>her dönemde, toplumun kayda değer kısmının oyunu ve onayını alarak iktidara gelen siyasetçilerin, kendilerini tercih etmeyen seçmenlerin beğenmeyeceği bazı işler yapabildikleri veya tutumlar sergileyebildiklerini görüyoruz. bu iş ve tutumlardan bazıları sadece muhalefet doğururken bazıları daha büyük kınamalara, infiallere, vs. yol açabiliyor.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;önceleri, böyle bir iş/tavır gördüğüm zaman, "yahu bu kişilerin danışmanları, yardımcıları, vs. yok mu, nasıl buna izin verirler, gitti cânım imaj!" diye hayret ediyordum. ancak bir zamandır isviçreli bilim adamları ile laboratuvar (böyle yazılmaz diyenler, TDK'nın yalancısıyım) ortamında gerçekleştirdiğim deneyler ile, seçim kazandıran iksirin formülünü keşfetmeye bir adım daha yaklaştım ve bileşendeki şu etken madde kafama dank etti: sana oy verenleri über memnun et, belki verecek olanlara göz kırp, vermemiş ve asla vermeyecek olanları da yoksay! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;böyle bir siyaset izlendiğinde umumun menfaatine olur mu, memleket böyle kalkınır mı, hürriyetler böyle gelişir mi, vs. gibi işin özüne işaret eden sorulara olumlu cevap verebileceğimi sanmıyorum ama kastım da bu değil zaten. siyasette kazanmak ve siyasetle kazandırmanın değil, seçim kazanmanın formülü üzerinde çalışmalar yaptım, onun talibi daha çok olduğu için. malum, sürümden kazanmak iyidir!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8117976658779207609-2313066242925370548?l=mctiryaki.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mctiryaki.blogspot.com/feeds/2313066242925370548/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mctiryaki.blogspot.com/2012/02/kafaya-gore-taklarak-kazanmak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8117976658779207609/posts/default/2313066242925370548'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8117976658779207609/posts/default/2313066242925370548'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mctiryaki.blogspot.com/2012/02/kafaya-gore-taklarak-kazanmak.html' title='kafana göre takıl, sürümden kazan (bu bir sprite reklamı değildir!)'/><author><name>Tiryaki</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12531967580147654279</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8117976658779207609.post-2040668978828475932</id><published>2012-02-10T22:47:00.000-08:00</published><updated>2012-02-12T11:08:40.108-08:00</updated><title type='text'>Erken 90'lı yıllarda Glasnost ve Perestroyka'nın TÜFE üzerindeki etkisine dair bir deneme</title><content type='html'>--------şımartıcı-----------------------şımartıcı---------------------şımartıcı--------&lt;br /&gt;[lütfedip de okuyacağınız] aşağıdaki yazıyı bitirdiğinizde dimağınızda kalacak telve ile kadim iktisat okullarının kurucu ve sürdürücülerinin bilimsel ve akademik (anlayabildiğim kadarıyla ikisi farklı mefhumlar) makalelerine yaraşır başlığın uyandırdığı beklenti arasında yaman bir tezat vardır&lt;br /&gt;----------------------------------------şımartıcı--------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aslında yazının başlığını rus pazarı koymayı düşündüm ama "kaçımız düşündüklerini gerçekleştirebiliyor ki zaten; bu menteşesi kağşamış dünyada ben niye çıkıntılık edeyim, gereksiz kıskançlığa sebep olur, nazara gelirim" diye kendimi terbiyeleyip şişe taktım. yanında şalgam da olaydı iyiydi ama sabah sabah mideyi zorlamayalım, "su alalım". bu arada bu "su alayım" repliğinin kullanıldığı çok sayıda trip (yok yavrum klip değil) vardır, değil mi? adam zaten "salaş mekan" yapmış kardeşim, hem ice tea hem nestea bulundurmaz ki, nedir yani adana dürümün yanında sana ice tea mango "katamıyor" diye adama işe yaramaz muamelesi çekip "su alayım o zaman" demeler falan?! tezatı da geçtim başlıktan hepten saptık ama aklıma gelmişken bu konuyu az daha eşeleyeyim mi beeeaa? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;böyle bir klan var, sadece ice tea içen ve onda da mümkünse mangodan başka aromaya tahammülü olmayan bir topluluk. hani yanlış anlaşılmasın, benim de öyle arkadaşlarım var, ben her görüşe saygılıyım ama eleştirimi de yaparım! (nedir hacım bu laf sokmaya meşruiyet kazandırmak için gönlüm geniş benim, her kafadan arkadaşım vardır havaları?) bu arkadaşlarla bir yere gidildiğinde ki genelde kalabalık içinde hareket ederken görülmüşlerdir, garsona siparişi "ice tea mango" diye verirler. garson "nestea var" diye cevap verir ama bizimkine yetmez bu, "şeftali?" diye sorar. tabii garson tecrübeli, "o zaman nestea şeftali olsun" manasında olmadığını hemen kavrar. "sadece nestea var" diyerek mesajını vurgulu olarak tekrar verir. işte sanırım yazarın üst paragrafta tasvir ettiği tribal reaksiyonu cümlede geçen bu "sadece" kelimesi tetikliyor; bizimki yüzünü buruşturur, kafayı 32 derece açıyla (evde denemeyin, açı ölçer batıyor bildiğin, hele gıdıklıysan) yana yatırır ve buyurur: "su alayım o zaman". bir de bunun üst versiyonu var ki o tam falakalık: "su var değil miiiiııı?" tahmin ediyorum, bu seviyeye ulaşanların kaba etine lipton tabela sponsoru oluyordur. hay aksi, parlak bir marketing fikrimi daha tescilsiz açık ettim :)))))))&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;neyse, başlığa doğru dönelim hafiften, lafı çok uzatmışsın diye editoryal fırça yiyeceğiz yine! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir çok komşu şehirde olduğu gibi, ilk küçüklüğümün geçtiği şirin sahil beldesinde de (ordu'dan bahsederken bu tamlamayı kullanan ender kişilerdenim, altın fındık ödülü aldım bu sayede) 80'lerin sonu 90'ların başlarında yeni bir oba türü görülmeye başlamıştı. "rus pazarı" dediğimiz bu yerleşkeler, adını duyanların vehmedeceğinin aksine, 15-70 yaş arası erkeklere yönelik değil ailelere, her yaştan kadınlara ve çocuklara hitap eden bir ürün gamına sahipti! (artık ne kadar sapıktık siz hayal edin :)) de get, edepsizlik etme!) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu obaları oluşturan göçerlerin ortalama bir tipini çıkarmak gerekirse; ilk olarak göze çarpan, bunların kahir ekseriyetinin kadın olduklarıydı. kadınların çoğu da 40'lı 50'li yaşlarda idiler. elbette bir sürü farklı tip vardı ama ortalaması alındığında aklımda kalan kabaca şöyle: alacalı bulacalı entariler içerisinde, bulanık kızıla boyanmış ve seyrelmeye başlamış saçları kısa ve kötü kesimli, teni donuk ama gözleri inadına parlak yeşil ve dişlerinin yarısı altın olan bir kadın. ağzı altınla dolu ama o dişlerle öğütecek bir lokma ekmeğe muhtaç bir görüntüleri olurdu nedense.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;rus pazarı hemen herşeyin bulunabileceği bir panayır yeri idi. gıda var mıydı hatırlamıyorum, olsa bile şüphemizden almayı düşünmeyeceğimizden olsa gerek ilgi göstermemişim. deri giysiler, deri eşyalar, köylerde bile görülmeyecek kadar garip renklerde kumaşlar falan bir tarafa konursa, rus pazarlarında Japonya, Amerika veya Avrupa'daki muadilleriyle karşılaştırıldığında pek de parlak durumda olmasalar da o günün Türkiye'si için oldukça ileri teknoloji ürünü kabul edilebilecek eşyalar bulmak mümkündü. bu bakımdan, ekonomik durumu daha ileride olan batı kıyısındakilere oranla karadeniz sahilinde yaşayanların o dönemde daha geniş bir teknolojiye erişim imkanına sahip oldukları söylenebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;rus imalatı eşyaların fonksiyonel oluşlarına mukabil tasarım ve boyut rekabeti bakımından fakirlikleri başka bir yazının konusu olsun. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;benim aklımda en çok kalan, bu pazarlarda bulunabilen oyuncaklardı. yeniliklere meraklı babam sağolsun, pazarın bu yönünden bolca yararlandım. oyuncak dediysem ufak tefek şeyler gelmesin aklınıza. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;rus pazarından alınan çok oyuncağım oldu ama ikisini özellikle anlatmak istedim: ilki bir denizaltı idi. uzaktan kumandalı yapmayı akıl mı edememişlerdi, becerememişler miydi yoksa aslında 90'larda alınan bu oyuncak rusya'da 50'lerde mi yapılmıştı bilemiyorum ama 10 metreye yakın bir kablosu olan bir denizaltı idi bu. piller denizaltının kendisine takılıyordu. havuz, gölet, küvet artık birikintiyi nerede bulduysan orada yüzdürebiliyordun. ne demiştim, evet piller denizaltının kendisine takılıyordu ve suda oynanan bir oyuncaktı. ve evet, çok geçmeden pil aktı su kaçtı ve tekne perte ayrıldı. o yıllarda henüz deniz ticaret hukuku bilgim sınırlı olduğu için (!) sigorta hükümlerinden yararlanmayı aklıma getiremedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;rus menşe'li ikinci en sevdiğim oyuncağım da bir bazukaydı. pinpon topu büyüklüğünde köpükten toplar fırlatan bir omuzdan atmalı oyuncak. 10 kadar topu silahın arkasından doldurup, ortadaki sapını ileri itip geri çektiğinizde sıkıştırdığı havayla topları birer birer fırlatıyordu. 5 metreye kadar isabetli atış menzili vardı ki hiç de fena değildi. uzun koridorun bir ucundaki hedefi kafasından ya da poposundan vurup oturma odasına girip kapıyı kilitlemeye yetecek kadar manevra imkanı tanıyan bir üründü :)))&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;görüleceği üzere aldığımız oyuncaklar o günün Türkiye'sinde pek de heryerde bulunamayacak, zaten pek kimsenin aklına da gelmeyecek türden ürünlerdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu oyuncaklarla çoğu zaman babamla oynamamıza rağmen, acaba babam benim oyuncaklarıma ortak çıkan bir yancı mı yoksa çocukla çocuk büyükle büyük olmasını bilen olgun bir insan mı diye düşünmezdim hiç, niye düşüneyim, edepsiz miydim ben? :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonraları sanırım hem Rusya'da hem Türkiye'de şartların değişmesi ve alınan ürünlerin cortlama sürelerinin kısa olduğunun anlaşılması ile umulmadık bir anda hayatımıza giren ve küçük şehirlerde (ankara gibi) yeni açılan alışveriş merkezlerinin uğradığına benzer ziyaretçi işgaline uğrayan bu pazarlar, birkaç yıl sonra küçülerek kayboldular. bu kayboluşta başka unsurların da etkisi olmuş mudur, araştırma yapmadığım için bilemiyorum ama zaten burada yabancıları pek kimse sevmez, değil mi :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yazının başlığıyla içinin alakalı olmayacağını girişte okumasına rağmen buraya kadar gelip de "yahu ne kadar zamanımı boşa harcattın, hergele" diye sitem edenlere sigara paketi üzerinde yer alan uyarı metaforunu hediye ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sevgiler&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8117976658779207609-2040668978828475932?l=mctiryaki.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mctiryaki.blogspot.com/feeds/2040668978828475932/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mctiryaki.blogspot.com/2012/02/erken-90l-yllarda-glasnost-ve.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8117976658779207609/posts/default/2040668978828475932'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8117976658779207609/posts/default/2040668978828475932'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mctiryaki.blogspot.com/2012/02/erken-90l-yllarda-glasnost-ve.html' title='Erken 90&apos;lı yıllarda Glasnost ve Perestroyka&apos;nın TÜFE üzerindeki etkisine dair bir deneme'/><author><name>Tiryaki</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12531967580147654279</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8117976658779207609.post-8821653235823805714</id><published>2012-01-27T12:43:00.000-08:00</published><updated>2012-01-27T12:48:56.715-08:00</updated><title type='text'>Haberlerde klişe kar anonsu - kısa versiyon</title><content type='html'>Sabahın erken saatlerinde başlayan kar yağışı öğle saatlerinde İstanbul'da hayatı felç etti. Ana arterlerde meydana gelen zincirleme kazalarda çok sayıda araç hasar görürken, herhangi bir can kaybının yaşanmamış olması tek sevindirici gelişme oldu. İşe geç kalanlar, dersi kaçıranlar hatta bu genç çift gibi nikah saatine yetişemeyenler bile oldu ancak kenti bürüyen bu beyaz örtünün gelişine sevinenler de yok değildi. Kimler mi? Tabii ki okulları tatil olan ve karla doyasıya oynayan çocuklar. Karın keyfini çıkaranlar sadece çocuklar değildi elbette! Onlara eşlik eden büyükler de çocukluklarına bir günlüğüne de olsa geri döndüler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8117976658779207609-8821653235823805714?l=mctiryaki.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mctiryaki.blogspot.com/feeds/8821653235823805714/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mctiryaki.blogspot.com/2012/01/haberlerde-klise-kar-anonsu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8117976658779207609/posts/default/8821653235823805714'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8117976658779207609/posts/default/8821653235823805714'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mctiryaki.blogspot.com/2012/01/haberlerde-klise-kar-anonsu.html' title='Haberlerde klişe kar anonsu - kısa versiyon'/><author><name>Tiryaki</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12531967580147654279</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8117976658779207609.post-6507228339165003231</id><published>2012-01-24T09:19:00.000-08:00</published><updated>2012-01-24T11:59:23.378-08:00</updated><title type='text'>Orhan Pamuk ve düşündürdükleri</title><content type='html'>Her zaman mühim ve mala davara faydası olan konularda düşünmek, yazıp çizmek ve faaliyet göstermek elbette insanlığın önündeki ideal çizgisi, benim gibi normal insanlar söz konusu olduğundaysa bu bir übermensch düşü. Normal olduğumun ıspatı hatta biraz da ihtarı olarak Orhan Pamuk hakkında düşünüyordum biraz önce. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son zamanlarda Karolin Fişekçi hanımla ilişkileri gündemde, böyle bir ilişki var mıydı yok muydu, vardı da bittiyse ne zaman bitti, vb. detaylar tartışmaların sıhhati bakımından önemli olsa da "o kadar da normal değilim, bunlarla uğraşamam" diyerek bu konuyu araştırma merceğimin dışında tutmaya karar verdim. Sizler gibi ben de kendimi bu kararımdan ötürü tebrik ettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üzerinde durmak istediğim konu, Orhan Pamuk'u kafamızda canlandırmaya hazır olduğumuz tip ile ilgili. Yazıya derinlik katmak için şunu ekleyeyim, Orhan Pamuk'u güncel ve yazı gibi saygın bir işle uğraştığı için herkes bakımından dikkate değer bir örnek olduğu için seçtim. Aslında hemen tüm meşhur kişiler için kafamızda kabul etmeye meyilli olduğumuz bir tip var, buna konvansiyonel ifadesiyle önyargı da diyebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pek çoğumuzun zihinlerindeki Orhan Pamuk algısı, herkes için değişik oranlarda ve terkipte olmak üzere kabaca şu unsurlardan oluşuyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Kendisi başlangıçta çok güzel kitaplar yazmıştır&lt;br /&gt;2- Sonraları kendi reklamını yapmaya başlamıştır. Bir noktada reklamı o kadar abartmıştır ki yazdığını pazarlama hadisesini bizatihi yazma faaliyetinin önüne taşımıştır.&lt;br /&gt;3- Zaman zaman intihal/arak yapmaya meyillidir, hatta bazı kitaplarında okuyucuyu kendisine bağlayan ve kitabın ana omurgasını oluşturan bölümler tamamen veya kısmen başka eserlerden alınmıştır.&lt;br /&gt;4- Kazanmak için herşeyi yapabilecek bir karaktere sahiptir. Bu uğurda geniş kitleleri töhmet altında bırakabilecek açıklamalar yapabilir; işlerini gördürmek veya ünlerinden yararlanmak başta olmak üzere herhangi bir menfaati gözeterek bir ilişki yaşayabilir ve aradığı menfaate ulaşınca o ilişkiyi arkada ne bıraktığına bakmaksızın bitirebilir.&lt;br /&gt;5- Almanya'da bir çocuk sahibi olup, bu çocukla ilgilenmeyecek kadar kalpsiz, umarsız, bencil,vs. olabilir.&lt;br /&gt;6- Üslupsuzdur, özellikle eserlerinin Türkçe metinlerinde tam bir kargaşa ve kalitesizlik hakimdir. Kitaplarını aslında İngilizce'ye göre yazmıştır, bu sebeple İngilizce okunduğunda daha güzeldir.&lt;br /&gt;7- Megalomandır.&lt;br /&gt;8- Naif görüntüsü aslında bir gıcıklık kaynağıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendisi hakkında unuttuğum, süzemediğim, atladığım, vs. başka hükümlerimiz de olabilir. Ama genel olarak, birçoklarımıza göre kendisi gıcık olunabilecek hatta insanın ilkeliliği ve erdemliliği icabı gıcık olunması gereken bir kişidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu karakter ve yazar profili haritasını hem kendi yaklaşım ve algılarımdan hem de eş dost arasında veya basında Orhan Pamuk'tan bahsedilirken takınılan edadan çıkartarak çizmeye çalıştım. Bu arada yeterince araştırma yapmadım, Alper Görmüş Pamuk hakkında daha önce bir profil yazısı yazmış olabilir, eğer yazmışsa eminim benimkinden daha kapsamlı ve okunmaya değer olmuştur da. Eğer böyle bir durum varsa beni uyarmanızdan büyük memnuniyet duyacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orhan Pamuk'un okuyucusu değilim, pek çokları gibi ben de Kar kitabını okumaya başlayıp tamamlayamayanlardanım. İkinci denememde daha uzun mesafe katettiğimi de ifade etmeliyim, belki vakit ve fırsat bulup da iştahım da elverirse üçüncü kere dener ve bitiririm. Bununla birlikte, bu kadar az tanıdığım bir kişi hakkında bu denli detaylı bir karakter analizi yapabiliyor ve buna inanabiliyor olmaktan kendi adıma hoşnut olmadığımı biliyorum. Zaten yukarıdaki ve aşağıdaki bütün zevzekliğin sebebi de bu özeleştiri kırıntısı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pamuk'u böyle algılamamıza yol açan bir kaç unsur olduğunu görebiliyorum:&lt;br /&gt;I- Kendisi Nobel kazanmıştır. Kronolojik olarak hikayenin buradan başlamadığının ben de farkındayım ama Pamuk'u ümmî olanlarımızın bile gündemine getiren "Nobel'e uzanan yolda" attığı adımlar ve düştüğü kepazelikler (!) oldu. Bu yüzden bu yazı bakımından hikayenin ortası burası. Öncesi ve sonrası geri sarım ve öne sarım (flashback ve forward için tureng.com'daki karşılıkları tutmadım, ben bir deneme yaptım).&lt;br /&gt;II- Nihat Genç Pamuk hakkında seri halde programlar yapmış ve insanı bir yandan iten bir yandan sürükleyen üslubu ile bize çok mantıklı gelen eleştirilerde bulunmuştur. Bizim de bu eleştirilerin gerçekliğine inanmaya hazır olduğumuzu tekrarlamaya gerek yok herhalde (bunu üstüne basa basa söyleyerek tekrar yapanlar cümlesine dahil oldum böylece)&lt;br /&gt;III- Tipiyle, tavrıyla, yazdıklarıyla ve üslubuyla batılıdır. Hatta ilişkilerindeki rahatlığıyla da... Genel olarak, elimizin değdiği bir dokuya ve burnumuzun bildiği bir kokuya sahip değildir. Kolpaçino'da kullanılan ifadesiyle "Değişik"tir! (burayı yazarken ben çok güldüm, siz de okurken gülün be)&lt;br /&gt;IV- Yazdıklarının reklamını yapan bir yazar olarak ortaya çıktı. Kaldı ki bu hükmümüzün oluşmasında bile Nihat Genç'in sözlerinin etkisi büyüktür. Şunu ifade edebilirim ki, ben de bir çokları gibi, Orhan Pamuk'un kendisini izlediğimden daha çok Nihat Genç'in Pamuk hakkındaki yorumlarını izledim.&lt;br /&gt;[Yukarıda kullandığım numaralandırma ile buradakinin farkına ve bu meyanda yazının yazılışındaki rikkate dikkat! Kendimi beğenmiş, ne olacak!)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazı çok şey anlatacakmış gibi yola çıktı ama mesajı bu işte! Orhan Pamuk'u pek tanımadan, yazdığı kitapları çok okumadan, pekçoğumuz kitaplarının İngilizcesini hiç okumadan, katıldığı televizyon programlarını hiç izlemeden, yaptığı konuşmaları takip etmeden, yaşadığı ilişkilerin detayına vakıf olmadan, gerçekten bir oğlu olup olmadığını bilmeden, hede hede ve hödö hödö .... Biz bu adam hakkında bu kadar detaylı bir haritayı nasıl çizebiliyoruz? Kendimiz çizmiyorsak da bunu nasıl benimsiyoruz? Böyle yapıyorsak, bunu yapmaya utanmıyor muyuz? "Kendin için istemediğiniiiiii,....." sözüne kısa atıfla, bize bu yapılsa hoşlanır mıydık? Yoksa, asla bu kadar ünlü ve gündemde olmayacağımıza güvenerek mi kanaat hovardalığı ediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda kısaca söylediğim gibi, Orhan Pamuk'u kendisini savunabilecek kadar dahi tanımıyorum. Zaten o bir örnek, sadece güncel ve kabul edilebilir olduğu için seçilmiş bir örnek. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sorum şu: Biz herkes hakkında kanaat sahibi olmak zorunda mıyız? Olmasak ne olur? İlla kanaat sahibi olmaya azmetmişsek, bu kadar kolay mı? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: yazının başlığı tabii ki "Orhan Pamuk ve Düşündürdükleri" değil, bu ne sıkıcı bir başlıktır! Buna da ayrı bir yazıda kılçık atmak lazım da, yazının asıl başlığı: "Pambık, bık bık bık!" Buraya kadar okuyabildiyseniz, sadakat ve ilginize mazhar oldum demektir ki, bu da benim için en büyük saadettir :)))) (klişeyi kesiyoruuuuuz, keees tik!)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8117976658779207609-6507228339165003231?l=mctiryaki.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mctiryaki.blogspot.com/feeds/6507228339165003231/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mctiryaki.blogspot.com/2012/01/orhan-pamuk-ve-dusundurdukleri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8117976658779207609/posts/default/6507228339165003231'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8117976658779207609/posts/default/6507228339165003231'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mctiryaki.blogspot.com/2012/01/orhan-pamuk-ve-dusundurdukleri.html' title='Orhan Pamuk ve düşündürdükleri'/><author><name>Tiryaki</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12531967580147654279</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8117976658779207609.post-8774242944008362937</id><published>2012-01-22T10:17:00.001-08:00</published><updated>2012-01-22T11:33:27.545-08:00</updated><title type='text'>1,2,3G ama kaç kuruşa?</title><content type='html'>Milli Egitim Bakanligi her ogrenciye tablet bilgisayar verilmesine yonelik calismalar icerisinde biliyorsunuz. Gectigimiz gunlerde 4000 tabletlik pilot uygulama icin ihale yapildi ve samsung ile yarisan Turk sirketi General Mobile ihaleyi kazandi. İlgili haberde, her bir cihazin 599 TL olacagi soyleniyordu. Tablet piyasasindaki fiyatlara ve bu calismanin 15 Milyon adetlik bir piyasa potansiyeli tasidigi gozonune alindiginda bu fiyat yuksek gozukuyor ama bu yazinin konusu bu degil. Bir liberal olarak Milli Egitim Bakanliginin bulunmasi ve herkese tablet vermesi konusundaki ilkesel yorumum da baska bir yazinin konusunu teskil etmeli. Ne anlatmayacagini kisa kes de diyecegin neyse onu de! tepkisini hissediyorum cunku ben bile lafi uzattigimi dusunuyorum :))&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugun okudugum bir baska haberde GSM operatorlerinin tabletlerde mutlaka 3G olmasi gerektigi, 3G olmazsa bir ise yaramayacaklari, evde velilerin komsularin falan kullanmasi icin bunun zaten mutlak bir sart oldugunu ifade ettiklerini okudum. Hatta sirketler cihazlarin 3G'li olmasi icin gerekli donanim eklemelerini de karsilayabilirlermis. Sozlerin sahibinin Vodafone genel mudur yardimcisi oldugu belirtilmisti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GSM operatorlerinin bunu talep etmeleri cok dogal hatta one surdukleri argumanlar ilk bakista makul gibi de gozukebilir ancak biraz isin derinine inmek lazim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oncelikle ben cihazlarin verimli olmasi ve arzulanan hedefi gerceklestirmesi icin sadece wi-fi ozelligine sahip olmasinin yeterli olacagi kanaatindeyim. Zaten bu cihazlar agirlikli olarak akilli tahta sistemine entegre olarak devletin sagladigi wi-fi baglantisi bulunan siniflarda kullanilacak. Yani okulda kullanim icin 3G'ye ihtiyac yok. Evlerde kullanim esnasinda da wi-fi ile kullanilmasi daha mantikli cunku bircok evde diger bilgisayarlar icin abone olunmus internet var, ilave bir data hattina bu sebeple ihtiyac yok. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konunun GSM operatorleri icin cazibe merkezi olmasina yol acan bir baska yonu ise maliyeti. Bugun aylik 4 GB'lik kota saglayan mobil internet paketleri ortalama aylik 30-40 TL civarinda. Bu noktada akla gelen birkac soru var:&lt;br /&gt;1- sirketler abone sayisina bakarak bu fiyatlari asagiya cekecekler mi&lt;br /&gt;2- bu maliyeti kim karsilayacak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4 GB data miktarinin hele aileler, komsular, vs. de kullansin denirse haftayi zor cikaracagi ortada, artik kismin ucretini kimin odeyecegi de bir baska tartisma konusu. Bir de aylik bu paralara eve 4 megabit bant genisliginde kablosuz internet baglatmak ve sadece tableti degil sahip olunan tum cihazlari bu agdan yararlandirmak mumkun. Hatta ayni apartmanda birden fazla ogrenci olmasi halinde aileler agi paylasarak maliyetleri de dusurebilirler. 3G'de ise tabletin aboneligi temelde sadece kendine yarayacak, hotspot olarak kullanilmasi halinde ise data kotasi cabucak dolacak. Hem 3G olsa hem de paylasim yapabilirler denirse sorum su olacak: o zaman 3G'ye niye ihtiyacimiz var? Katma degeri dusuk olacak bu maliyeti neden ustlenelim? varsin cocuklar belediye otobusunde giderken tabletle internette gezmesin de oradan kitap okusun, ders calissin veya oyun oynasin!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu cihazlarin 3G'li olmasi halinde yer tespitinde de kullanilabilir denilerek bir katm deger vaadinde bulunulmussa da bu cihazin kullanim ve saglanma amacindan cok uzak bir turev. Hepten yararsiz demiyorum ama verimi maliyetine gore dusuk bir katki. Bir de 15 milyon cihazin yer tespiti ozelligini kullanacak ve isletecek bir sistemin kurulmasi ve surdurulmesi ayri bir maliyet ve isletme ugrasi getirecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soylenebilecek cok sey ve yaklasilabilecek cok açı var ama soz uzadi, herhalde maksat anlasilmistir. Sonuc olarak soyle toparlayayim: &lt;br /&gt;Bu mobil internet (3G) maliyetleri ile tabletlere 3G takilmasi GSM operatorlerine cok para kazandirir suphesiz ama aylik odemeleri yapacak olanlara dayanilmasi guc bir kulfet getirir. 15 milyon tablete ayda 20 liralik data alinsa yilda 3.6 Milyar Lira yapar ki bu milli egitim butcesinin %6'sina yakin bir tutar olur. Maliyetine karsilik getirecegi katki cok sinirli kalacaktir, o paralarla mevcut sistem (wi-fi) temelinde cok daha amaca hizmet eden cozumler gelistirmek mumkundur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazi iPhone'dan yazildigi icin plan, imla hatalari ve Turkce karakter yoksullugu bakimindan mazur gorulmelidir :))&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelen yorum uzerine edit: 3G uyumlu yapilip data planini isteyen kullanicinin kendisinin alacagi bir ara cozum makul gozukuyor, hele cihazdaki maliyet farkini da operatorler karsiladiktan sonra en ozgurlukcu secenek bu. Ancak bakanligin herkesin 3G anoneligini odedigi modelin kabulu sorunlu kalmaya devam ediyor!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8117976658779207609-8774242944008362937?l=mctiryaki.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mctiryaki.blogspot.com/feeds/8774242944008362937/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mctiryaki.blogspot.com/2012/01/123g-ama-kac-kurusa.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8117976658779207609/posts/default/8774242944008362937'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8117976658779207609/posts/default/8774242944008362937'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mctiryaki.blogspot.com/2012/01/123g-ama-kac-kurusa.html' title='1,2,3G ama kaç kuruşa?'/><author><name>Tiryaki</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12531967580147654279</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8117976658779207609.post-3437956987172734437</id><published>2012-01-20T13:46:00.000-08:00</published><updated>2012-01-20T13:48:38.112-08:00</updated><title type='text'>Siftah niyetine - Kaçtan gidiyor hacım?</title><content type='html'>Gümrüklerin muhafazası bir devletin ekonomik güvenliğinin sağlanmasında olduğu kadar o devlet topraklarında yaşayan kişilerin de sağlık, can ve mal güvenlikleri bakımından büyük önem taşımaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eh, gümrük kapısı açılışı yapmaya giden bakanlara layık bir açılıştan sonra gelelim hadisenin ilginç yönüne. Önce biraz okuyalım. Aşağıdaki metni Gümrükler Muhafaza Genel Müdürlüğü’nün Mayıs 2008 Aylık Basın Bülteninden aldım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edirne’de (19 olay); 36 kg 209 gr ağırlığında ve 1.331.592,20 YTL değerinde Eroin&lt;br /&gt;Gürbulak’ta; (1 olayda); 136 kg 932 gr ağırlığında ve 27.200.000,00 YTL değerinde Eroin,&lt;br /&gt;Hopa’da (4 olay); 66 gr ağırlığında ve 6.600,00 YTL değerinde Eroin&lt;br /&gt;Mersin’de (5 olay); 17 adet cep telefonu, 14 adet cep telefonu aksamı, 96 şişe içki, 1.618 adet muhtelif elektronik eşya, 13 adet muhtelif tekstil eşyası, 4 adet kozmetik malzemesi, 519 adet vitamin ilacı, 23 kutu zayıflama ilacı ve 1 adet araç (TIR), &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dileyen &lt;br /&gt;http://www.gumruk.gov.tr/tr-TR/kacakciliklamucadele/Bulten/Ayl%C4%B1k%20B%C3%BCltenler/bulten0508.doc adresinden bültenin tamamına ulaşabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu noktada aklıma takılan sorular şunlar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Mersin olayında olduğu gibi diğer kaçak malların bedelleri yazılmazken eroinin piyasa değerini neden öğreniyoruz?&lt;br /&gt;2- Yakalanan eroinin değeri nasıl hesaplanıyor? Beyana dayalı olarak belirleniyor desem, Gümrük Muhafaza Memurlarının malı yakalatan kişiye ulaşıp malın fiyatını sormaları pek aklıma yatmıyor&lt;br /&gt;3- Eroinin değeri Edirne, Gürbulak veya Hopa’da olmasına göre nasıl değişiyor? Çünkü Edirne’de eroinin gramı 36,7 lirayken Hopa’da 100 lira. Nakliye bedeli falan mı etkiliyor diyeceğim ama bu kadar pahalıya eroin taşıtsan kar edemezsin herhalde. Kalitesine göre mi değişiyor diyeceğim ama kolluk kuvvetlerinin elinde aylık hangi kalite eroinin kaçtan gittiğini gösteren bir tablo olması gerekmez mi bu durumda?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah Gümrük Muhafaza Memurlarına kolaylıklar ve üstün başarılar versin! Hem kaçakları yakalayacaklar hem de fiyat biçerken piyasayı gözden kaçırmayacaklar, zor iş vesselam!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8117976658779207609-3437956987172734437?l=mctiryaki.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mctiryaki.blogspot.com/feeds/3437956987172734437/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mctiryaki.blogspot.com/2012/01/siftah-niyetine-kactan-gidiyor-hacm.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8117976658779207609/posts/default/3437956987172734437'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8117976658779207609/posts/default/3437956987172734437'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mctiryaki.blogspot.com/2012/01/siftah-niyetine-kactan-gidiyor-hacm.html' title='Siftah niyetine - Kaçtan gidiyor hacım?'/><author><name>Tiryaki</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12531967580147654279</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry></feed>
